Alkanistan

İyi bir filmin kusurları olması gerekir. Hayat gibi, insanlar gibi.
Bizler, elinde patlamış mısırla yeni bir filmin fragmanını beklerken bile kalp atışları hızlanan o insanlardanız. Salonun ışıkları söndüğünde, sadece bir film izlemediğimizi, bambaşka bir dünyaya adım attığımızı biliriz.rnrnSinefil olarak, bu heyecanı sizinle paylaşmak için bir araya geldik. Burada, izlediğimiz filmleri masaya yatırıyor, en sevdiğimiz sahneleri konuşuyor, bizi en çok etkileyen diyalogları tartışıyoruz. Kısacası, sanal bir film kulübü gibiyiz.rnrnSitemiz, bir filmi izlemeden önce fikir edinmek isteyenler veya izledikten sonra filmin etkisinden çıkamayanlar için bir buluşma noktası. Sinemayı bir ders gibi değil, keyifli bir sohbet gibi ele alıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, en iyi filmler bile, iyi bir sohbetle tamamlanır.
Çaylak
Toplam Yorum: 27
2023 yılında katıldı
Yardım Çağrısı (2026)
Send Help (2026)
Sıradan uçak kazası ve ıssız ada şablonunu alıp, son derece karanlık ve kurnazca işlenmiş bir psikolojik savaşa dönüştürüyor. Film, basit bir hayatta kalma mücadelesi anlatmaktan ziyade; sistem tarafından ezilen, dışlanan ve emeği sömürülen bir zihnin, kurallar sıfırlandığında ne kadar acımasızlaşabileceğini sarsıcı bir dille masaya yatırıyor. İzlenir.
01 Haziran 2026
Predator: Vahşi Topraklar (2025)
Predator: Badlands (2025)
Film, "aksiyon" ile "gerilim" arasındaki o ince çizgiyi kusursuz bir ritimle yönetiyor. Karşımızda sadece termal vizyonla etrafa ateş açan bir uzaylı yok; karşımızda çevresini okuyan, rakiplerinin zaaflarını analiz eden ve tıpkı bir usta satranç oyuncusu gibi hamlelerini birkaç adım öteden planlayan bir zeka var. Bu da filmi ucuz bir "slasher" olmaktan çıkarıp, yüksek oktanlı bir taktiksel gerilime evriltiyor. Elle Fanning’in performansının getirdiği çift kutuplu dinamik ve bilimkurgu coğrafyasının o acımasız, yabancılaştırıcı atmosferi, serinin genetiğindeki "hayatta kalma" temasını çok daha varoluşsal bir boyuta taşıyor. Yönetmen, kurbanların pasif çığlıklarına değil, hayatta kalmak için gereken o acımasız ve soğukkanlı yetkinliğe odaklanıyor. Film, vahşeti estetize ederken bunu asla nedensiz bir kan banyosu şovuna dönüştürmüyor; şiddet, burada sadece ekolojik ve taktiksel bir zorunluluk. Predator: Badlands; mitolojisine ihanet etmeden sınırlarını genişleten, kinetik enerjisiyle koltuğa çivileyen ve avla avcı arasındaki o kadim dansı, modern sinemanın en rafine görselliğiyle sunan kusursuz bir zafer turu.
14 Mayıs 2026
Eden (2024)
Eden (2024)
"Eden" filmini izlediğimde, beni sıkılmadan ekran başında tutan şey, hikayenin sadece ıssız bir adada hayatta kalma mücadelesi olmamasıydı; bu, farklı ve sarsıcı bir şekilde, bir grup insanın cennette kendi cehennemini nasıl yarattığını anlatan karanlık bir psikolojik denemeydi. Film temel olarak insan doğasının iki zıt kutbunu merkeze alıyor: kaçış arzusu ve kontrol etme dürtüsü. Karakterler, medeniyetin kurallarından uzaklaşarak bir nevi 'mükemmel toplum' (ütopya) kurma hedefiyle adaya ayak basıyor. Ancak film, bu idealin, kıskançlık, iktidar ve ilkel arzular karşısında ne kadar çabuk çözüldüğünü gösteriyor. Bu, sadece bir hayatta kalma mücadelesi değil; bu, medeniyetin derinin altında ne kadar ince bir tabaka olduğunu gösteren felsefi bir sorgulamaydı. Ron Howard'ın yarattığı o boğucu psikolojik gerilim, izleyiciyi sürekli diken üstünde tutuyor. Yönetmen, adayı sadece bir manzara olarak kullanmak yerine, karakterlerin iç çatışmalarını ve ahlaki çöküşlerini hızlandıran bir laboratuvar gibi kullanmış. Yeni kurulan toplumda kuralların nasıl değiştiğini, karakterler arasındaki güç dinamiklerinin nasıl tehlikeli bir hal aldığını izlemek, dramatik açıdan inanılmaz doyurucuydu. Oyuncuların (özellikle Ana de Armas, Jude Law ve Daniel Brühl gibi isimlerin) travmatize edilmiş karakterleri başarıyla canlandırması, filmin o yavaş yanan temposunu bile sürekli olarak merak ve gerilimle besledi. "Eden," sadece görsel olarak şık bir ada filmi değil; insan ruhunun karanlık köşelerine ışık tutan, cesur ve farklı bir hikayeyle zihnimi meşgul eden, başarılı bir sinema deneyimiydi.
14 Mayıs 2026
Hizmetçi (2025)
The Housemaid (2025)
Filmin kusursuzluğu, o meşhur ters köşesinde değil; o ters köşeye giden yoldaki bilgi asimetrisinin ne kadar kusursuz yönetildiğinde saklı. Seyirci olarak kimin av, kimin avcı olduğunu çözmeye çalışırken, aslında her iki kadının da toksik bir eril sistemi çökertecek o mutlak operasyonun (ve ahlaki gri alanların) başrolü olduğunu fark ediyoruz. Eylemsizliğin ve kurbanlık psikolojisinin tamamen rafa kalktığı, zeka fışkıran, kinetik ve acımasız bir manipülasyon başyapıtı.
14 Mayıs 2026
Crime 101 (2026)
Crime 101 (2026)
Tansiyonun ve zihinsel çarpışmanın bu kadar düşük kalması, inandırıcılığı da zedeliyor. Sonuç olarak karşımızda, kadrosunun karizmasına sırtını dayayan ancak suç türünün mekaniklerine hiçbir yapısal yenilik katmayan, seyircinin analitik zekasına meydan okumaktan kaçınan son derece güvenli ve vasat bir stüdyo işi duruyor.
14 Mayıs 2026
Merhamet Yok (2026)
Mercy (2026)
Film, günümüzün en tartışmalı başlıklarından biri olan yapay zekânın, hukuk ve ceza sistemine entegrasyonunu merkeze alan, akıcı ama sınırlı bir etki bırakıyor. Artık hayatın her alanına nüfuz eden yapay zekânın, hukuk sistemi gibi kritik bir yapıya entegre edilmesi fikri başlı başına güçlü bir çıkış noktası. Film de bu fikri kullanarak izleyiciyi yormayan, kolay takip edilen bir anlatı kurmayı başarıyor. Ancak mesele tam da burada başlıyor. Film, çok katmanlı tartışmalara açık bir konuya temas etmesine rağmen, bu potansiyeli derinleştirmek yerine daha güvenli bir anlatı çizgisinde kalmayı tercih ediyor. Adaletin algoritmalara teslim edilmesi, insan faktörünün sistemden silinmesi gibi etik sorular yüzeyde dolaşıyor; fakat hiçbir zaman gerçekten rahatsız edici, düşündürücü bir noktaya evrilmiyor. Karakterler işlevsel ama sınırlı. Hikâyeyi taşımak için yeterliler; ancak izleyiciyle güçlü bir bağ kuracak ya da uzun süre akılda kalacak bir derinlik sunmuyorlar. Oyunculuklar dengeli, hatta yer yer etkili; fakat senaryonun temkinli yapısı, performansların parlamasına çok fazla alan tanımıyor. Tempo açısından film akıcı. Dikkat dağıtmıyor ve izleyiciyi sonuna kadar tutmayı başarıyor. Ancak bu akıcılık, beraberinde bir “izledim ve bitti” hissini de getiriyor. Ne büyük bir kırılma anı var ne de zihinde uzun süre yankılanacak bir final. Sonuç olarak Mercy, güncel bir fikri alıp izlenebilir bir forma sokan ama o fikrin altını yeterince dolduramayan bir film. Ne kötü ne de çarpıcı; daha çok ortalamada, bence risksiz bir deneyim.
14 Mayıs 2026
Cevher (2024)
The Substance (2024)
Son yıllarda izlediğim en özgün yapımlardan biri “The Substance” oldu. Coralie Fargeat imzasını taşıyan film, hem tür sinemasının sınırlarını zorlayan hem de alt metinleriyle güçlü bir toplumsal eleştiri ortaya koyan nadir örneklerden. Cannes’da senaryo ödülü alması boşuna değil; hikâye basit bir korku/gerilim olmaktan çok daha fazlasını sunuyor. Film, yaşlanma korkusu, şöhretin yıpratıcı yüzü ve kadın bedeninin toplum tarafından nasıl metalaştırıldığı üzerine sert bir taşlama getiriyor. Bunu yaparken de ince bir cerrahiyle değil, kasıtlı olarak abartılı ve şok edici bir üslupla anlatıyor. Beden-korkusu öğeleri, pratik efektlerin yoğun kullanımıyla seyirciye adeta dokunacak kadar gerçek hissettiriliyor. Dijital efektlere yaslanmak yerine eski usul protezler ve bolca “sahte kan” tercih edilmesi, filme hem nostaljik hem de rahatsız edici bir ağırlık kazandırmış. Oyunculuk tarafında ise Demi Moore adeta kariyerinin zirvelerinden birine çıkıyor. Kırılganlık ve yıldız aurasını aynı anda taşıması, karakterine inandırıcılık katıyor. Margaret Qualley’nin oynadığı karakterle kurduğu ayna ilişkisi, filmin tansiyonunu sürekli yüksek tutuyor. İkilinin ekrandaki uyumu, hikâyenin ana damarını sürükleyen en önemli unsur olmuş diyebilirim. Görsel olarak da film oldukça etkileyici. Işık kullanımı, mekan tasarımı ve kamera açılarıyla iki karakterin dünyaları arasındaki kontrast başarıyla yansıtılmış. Özellikle steril beyaz mekânlarda geçen sahneler ile grotesk beden dönüşümlerinin çarpışması, filmin altını çizdiği fikirleri seyircinin zihnine kazıyor. Ses tasarımı da bu deneyimi tamamlayarak, her iğne, doku ve deformasyon anını fiziksel bir rahatsızlık gibi hissettiriyor. “The Substance”, kesinlikle herkese göre bir film değil. Midesi hassas seyirciyi zorlayabilecek kadar sert ve kanlı sahneler barındırıyor. Ancak bu sertlik, sırf şok etmek için değil, anlatmak istediği meseleyi bedensel bir deneyim üzerinden seyirciye hissettirmek için kullanılıyor. Bu da filmi sıradan bir korku ya da gerilim olmaktan çıkarıp, sindirmesi zor ama unutulmaz bir deneyime dönüştürüyor. Özetle, “The Substance” sadece bir tür filmi değil; cesur, rahatsız edici ve aynı zamanda çok şey söyleyen bir yapım. Beden korkusu türünü sevenler ve sinemada farklı, özgün bir deneyim arayanlar için yılın en önemli işlerinden biri olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
18 Ekim 2025
Silahlar (2025)
Weapons (2025)
Küresel ölçekte ve sosyal medyada o kadar şişirildi ki film, “acaba gerçekten bu kadar var mı?” dediğim ve büyük bir beklentiyle izlediğim Weapons, hikâyesi itibariyle aslında bazı yönleriyle tanıdık. Küçük kasaba gizemi, çocukların kaybolması, suçun ve korkunun tetiklediği paranoya gibi unsurları daha önce benzer işlerde görmüştük. Bu yüzden “tam devrimsel bir senaryo” demek kolay değil. Ama şunu söyleyebilirim ki, film bu tanıdık temaları kullanış biçimiyle ve görsel-gerilim dozuyla sıkıcılığa uzak duruyor. Zach Cregger’in yönetiminde, film sıradan bir korku-skriptinden öteye geçiyor; bir sınıf kaybının ardından kasaba halkının tepkileri, öğretmenin suçlu damgası yemesi, babaların acısı ve medya baskısı gibi temalar atmosferi ağırlaştırıyor. Kulaktan kulağa oyunlarını seviyorum: her bölüm, her karakter perspektifi biraz daha karanlık ve rahatsız edici bir hal alıyor. Tek bir düz çizgiyle gitmiyor; her parametre—gözlem, korku, suçluluk—birbirine geçiyor. Julia Garner’ın öğretmen karakteri Justine Gandy bana göre filmin duygusal merkezinde. O yoksa film sadece gizem + korkudan ibaret olurdu; fakat onun kırılganlığı, suçlama altındaki yalnızlığı ve toplumun beklentileriyle baş etme çabası filmi insanın iç dünyasına dokunan bir hâle getiriyor. Josh Brolin’ın baba rolünde gösterdiği acı ve çaresizlik de bu dengeyi koruyor. Görselliği, gölgelerle ışık arasındaki kontrastları, anlık değişen kameralı kesitleriyle ölümsel rahatsızlığı hissettirtiyor. Filmin kurgusal zaafları da yok değil: bazı sahnelerde aksiyon-momentum düşüyor, bazı karakter motivasyonları beklediğinden daha yüzeyde kalıyor. “Orası daha derin işlenebilirdi” dediğim anlar oldu. Ayrıca sürpriz unsuru ile final kısmı bazı izleyiciler için tatmin edici gelmeyebilir; çünkü bazı gizemler tamamen çözümlenmiyor, atmosferin getirdiği rahatsızlık hissiyle bırakıyorsun. Ama tüm bunlara rağmen Weapons’ın beni ekrana bağlaması, merak duygusunu hep diri tutması çok büyük artı. Görsel olarak rahatsız eden ama aynı zamanda etkileyici sahneleri var; korku ve rahatsızlık arasında gidip gelen o çizgide durmayı başarıyor.
18 Ekim 2025
12 Yıllık Esaret (2013)
12 Years a Slave (2013)
'Ben hayatta kalmak istemiyorum, YAŞAMAK istiyorum'... Bu olağanüstü senaryoya dair en akılda kalıcı söz kendi adıma söylemem gerekirse buydu. Zalimin zulmünü, en acı şekliyle her bir zerrenizde hissedebildiğiniz, çaresizce çırpınarak yaşam savaşı verirken ne denli büyük bir ızdırap girdabında kaybolduğunuzu fakat tüm ümitsizliklere rağmen her zaman bir UMUT olduğunun çok çarpıcı bir dille ele alınışına tanık oluyorsunuz... Gerçeklik payının oluşu da muhakkak ki filme ayrı bir kalite ve izlenebilirlik katıyor. 12 yıl.. Mutlu bir hayattan, sevgi dolu bir yuvadan koparılıp; sömürülen, hor görülen, işkencelere maruz kalan, yaşanmaması gereken her ne varsa hepsine en kötü haliyle şahit olan Solomon Northup'ın dram yüklü hikayesi.. Yüzyıllardır süregelen bu ırk ayrımcılığı yeni yeni izini kaybettirse de kalıntıları halen bazı ülkelerde devam etmekte. Çok tuhaf bir ironidir ki; zenci oldukları için zulme, hakarete maruz bırakılan, ötekileştirilen bir toplumun üyesi şuanda bir dönem ABD başkanlığı yapmıştı. Hayat ne garip... Bugün size verdiğini yarın hiç düşünmeden geri alabiliyor. Alırken de pek insaflı davranmıyor. Gerçekten fevkalade bir filmdi.. Keşke olmasaydı, tüm bunlar yaşanmasaydı diyebileceğimiz acı gerçekleri ACITARAK gayet etkili bir şekilde izleyiciye aktarmışlar.
07 Haziran 2023
Saksı Olmanın Faydaları (2012)
The Perks of Being a Wallflower (2012)
Muhteşem oyuncu kadrosuyla, inanılmaz senaryosuyla ve küçük bedenlerden çıkan EXTRA büyük oyunculuk performanslarıyla olağanüstü bir filmdi... Farklı platformlarda filmle alakalı olarak, günümüz insanının son dönemlerde pek sık kullanır olduğu ERGEN FİLMİ yakıştırması her zaman beni rahatsız etmiştir. Çok merak ediyorum acaba bu terimi kullananlar hayata birer yetişkin olarak mı başladılar? Geçmişini unutanın geleceği olamaz sözünü hatırlatmak isterim. Hepimiz genç olduk, sevdik, sevildik, yeri geldi yalnız kaldık, yeri geldi dışlandık ve en önemlisi İLK AŞK' ı tattık.. Gençlikte yaşanan tüm heyecanları mükemmel bir kurguyla harmanlayarak başarılı bir yapım çıkmış ortaya.. Logan Lerman'ın çok iyi bir potansiyeli var ve ekrana çok yakışıyor. Keza Emma Watson için zaten söylenecek söz yok. Başarısını her filmle kanıtlayan ve günden güne pekiştiren, gözümüzde hiç büyümeyecek, her daim Hogwarts'ın minik tatlı cadısı olarak kalacak bir oyuncu. Beklentilerimin çok çok üzerinde çıkması beni hem şaşırttı hem de mutlu etti. Rica ediyorum eğer bir film izlemeye karar verirseniz yapılan yorumları okumadan izleyin. İnanın bana çoğu zaman çok yanıltıcı olabiliyorlar.. Ve tekrar rica ediyorum ki tamamen tarafsız ve ön yargısız bir bakış açısıyla izleyin....
07 Haziran 2023
Sanal Hayatlar (2012)
Disconnect (2012)
Hiç kuşkusuz kendi türü arasında son yıllarda izlediğim en başarılı örneklerinden biri.. Konuların eş zamanlı olarak birbirleri ile olan bağlantıları, seçilen karakterlerin uyumluluğu ve ele alınan sanal gerçeklik muhteşemdi.... Neredeyse hayatımızın büyük bir bölümünü hakimiyeti altına almış olan Sanal Dünya içerisinde oynanan tuhaf oyunlar, ziyan olup giden hayatlar ve en acısı da ölüme kadar varabilen ciddi sonuçların ekseninde dönen başarılı bir hikaye. Ne yalan söyleyeyim bu kadar sağlam bir senaryo beklemiyordum. Beklentilerimin çok çok üzerinde harika bir film izledim. Hele ki sanal ortamlarda dönen sahtekarlıkların kurbanı olan ve birebir yaşayan biri olarak daha bir sarstı film beni. Özel veya genel olarak tüm yaşantımızın ayrıntılarını paylaştığımız sosyal medyanın, insanın başına ne denli büyük sorunlar açabileceğinin en çarpıcı örneğiydi aslında Disconnect. Tüm hayatımızı endekslediğimiz internet ortamında, ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini merkezine alan muazzam bir yapım.
07 Haziran 2023
Hachiko (2009)
Hachiko: A Dog's Story (2009)
Kelimelerin kifayetsizleştiği nadir filmlerden birisi.. Tek kelime ile MÜKEMMEL... The İmpossible filminden sonra, beni derinden etkileyen ve içimi sızlatan harikulade yapımlardan birisiydi. Hiçbir çıkarı ve menfaati olmaksızın sadece sevginizle yetinmeyi bilen nadide bir hayvan. Akıl alır gibi değil. Dile kolay tam 9 yıl boyunca her gün aynı yerde ve aynı saatte beklemek.. UMUT gerçekten yaşama sıkı sıkıya tutunmak için belki de sahip olunabilecek en güçlü duygu.. Şu an hissettiğim duyguları ifade etmekte inanın zorlanıyorum. Sahip olduklarımıza rağmen; derdini, kederini, acısını vs... gibi duygularını dillendiremeyen bir hayvan kadar olamamak, insanoğlu için içler acısı bir vaziyet. İnanılmaz derecede etkileyici ve ibret verici bir filmdi. Şiddetle tavsiyemdir..
07 Haziran 2023
Makinist (2004)
The Machinist (2004)
Bu filmin üzerine ne söylenebilir bilemiyorum açıkçası. Christian Bale'in film için girdiği ölümcül olarak niteleyebileceğimiz diyet sonrası halini gördüğümde gözlerime inanamadım. Zannediyorum bir oyuncunun sinema tarihinde bir film için yapabileceği en özverili tavırlardan biridir bu. Christian Bale, bu film için özel bir diyetle 82 kilodan 54 kiloya düşmüş. Aslında 45 kiloya düşmesi planlanmış ama sağlık nedenlerinden dolayı buna izin verilmemiş. 28 kiloluk bu kayıp bir aktörün bir film için kaybettiği en yüksek miktar olarak rekor kitaplarına geçmiş.. İnanılır gibi değil gerçekten. Adeta tanınmaz haldeydi. Bir yıl hiç uyumayarak nasıl hayatta kalınır pek emin değilim. Vücut yorgun düşer ve gerekli fonksiyonlarını tam anlamıyla yerine getiremez diye düşünüyorum. Evet insomnia (uyuyamama) hastalığı varolan bir rahatsızlık lakin koskoca 1 yıldan bahsediyoruz. Bu uykusuzluk neticesinde yaşanan psikolojik sendromlar, sürekli gelgitler yaşayan bir hafıza ve akıl oyunları oynayan bir beyin... Neyin gerçek neyin sahte olduğunu anlayabilmek için zaman kavramının kırılma noktalarında yaşamak.. Tanrım! Düşünmesi bile korkunç! Vizyon tarihinden tam 8 yıl sonra izlemek nasip oldu. Gerçekten çok gerilimli ve sürükleyici bir senaryoydu. Oyunculuklar için herhangi bir söz söylemeye gerek bile duymuyorum çünkü muhteşemdi...
07 Haziran 2023
Tetikçiler (2012)
Looper (2012)
Çok değil, daha birkaç gün önce izlediğim Premium Rush filmiyle yine performansına hayran kaldığım Joseph Gordon Levitt, bu aralar yıldızı parlayan isimler arasında. Aksiyon filmlerinin aranılan isimlerinden biri olacağı su getirmez bir gerçek. Özellikle kurgusu oldukça etkileyiciydi. Her şey iyi güzeldi fakat bir türlü anlam veremediğim bir eksiklik hissettim nedense. İlk bir saatlik zaman diliminde yer yer sıkıldığım anlar oldu lakin sonrasında çok iyi toparlandı. Aksiyonu sanki daha kuvvetli ve hissedilir bir kıvamda olsaydı çok daha verimli olunabilirmiş diye düşünüyorum. Yoksa bunun dışında çok sıkı bir filmdi. Bruce ve Joseph arasındaki benzerlik çok iyi saptanmış ve hikayeye de gayet güzel oturtulmuş. Bundan iyisi şamda kayısı olurdu zannediyorum. :)
07 Haziran 2023
Limit Yok (2011)
Limitless (2011)
-Yerimde siz olsaydınız ne yapardınız?- Muhtemelen herkesin bu soruya verdiği cevap 'Senin yaptığını yapardık' olurdu. Yanlış zaman, yanlış mekan ve yanlış insanla hoş olmayan bir karşılaşmanın bütün bir hayatınızın akışını ters düz edebileceği ihtimalini düşünmek ne hissettiriyor size.? Bu sorunun yanıtını Bradley Cooper kendine has tarzıyla filmimizde zaten yanıtlıyor. Gerçekten de izlediğim en keyifli yapımlardan biriydi. Açık konuşmak gerekirse bu kadar başarılı bir senaryo ve göz dolduran performanslar beklemiyordum. Bradley Cooper için iyi bir oyuncu seçimi olmadığı kanaatindeydim izlemeden önce fakat sonrasında bu ön yargımın ne kadar yersiz olduğun farkına vardım. Hele o gözlerinin derinliğinde insan boğulacak gibi oluyor. Nasıl bir renktir öyle... Hayatta her şeyin bir bedeli vardır değil mi? Bazen ödediğimiz bu bedeller çok ağır olabiliyor maalesef. Getiriler ne kadar yüksek olursa bizden alıp götürdükleri de doğru orantılı oluyor sanırım. Gerçekten böyle bir hap üretilseydi acaba insanlar tüm o risklerini göze alarak kullanırlar mıydı.? Aslına bakarsanız yan etkilerinin belirtilerini görmeye başladıktan sonra çok ta sağlıklı alınmış bir karar olmadığını düşünmedim değil. Fakat her şeye rağmen inanılmaz bir kariyer, para, çevre ve muhteşem bir yaşam standartı. Daha ne ister ki insan.? Tabi ki SAĞLIK.. Tüm dünya sizin olmuş neye yarar. Sağlığınızın gün geçtikçe daha da kötüleştiğini bilmek ve bu karanlık bekleyişle yaşamak ne büyük bir ızdıraptır insana. Hayat her insanın karşısına mutlaka bazı fırsatlar çıkarır. Kimisi bunların farkına varır ve değerlendirmeyi başarır ancak gözlerini kapayarak üç maymunu oynayanlarda çoğunluktadır. Başarı merdivenlerini teker teker çıkmadan atlayarak yükselmenin karmaşık bir labirentte yol aramaktan pekte bir farkı olmasa gerek.. Ya kaybolursunuz yada çıkış kapısını bulursunuz ama o süre boyunca hiçbir şey aynı kalmaz... Muhteşem bir senaryo ile özdeşleşen harika oyunculukların, izleyiciyi sinema adına fazlasıyla doyuma ulaştırdığını düşündüğüm oldukça başarılı bir filmdi. İzlemeye başladığınız dakikalarda ki düşünceleriniz film bittikten sonra tamamen yön değiştiriyor. Biran olsun sıkılmadan ekrana kilitlenerek heyecan ve aksiyonu doruk noktasında yaşatan Seyr-i Sefa yapımlar arasında yerini almıştır arşivimde...
07 Haziran 2023
Kaçış Planı (2010)
The Next Three Days (2010)
Uzunca bir zamandır Russell Crowe filmi izlemiyormuşum meğer. 2 saat 13 dakika boyunca bir filme katlanmak ve sonunu getirmek oldukça zordur. Hele ki tarzınız değilse ve ilgi alanınızın dışında bir gidişata sahipse. Neyse ki bu film için geçerli olmayan kavramlar bunlar. Açıkçası biraz durağan ilerleyen bir senaryosu vardı. Neredeyse 1 saat 20 dakika boyunca ağır çekimdeymiş gibi bir havası vardı. Sonrasında yavaş yavaş hareketlenmeye başladı fakat aksiyon unsurundan biraz yoksun gibiydi. Tüm bunlara rağmen gayet sürükleyici ve akıcıydı film. İlk başlarda biraz sıkıldım ancak sonrasında kendimi kaptırmışım filmin akışına.
07 Haziran 2023

kaanintavsiyesi.com
Samimi Film Tavsiye Platformu
Hayat, kötü filmler izlemek
için çok kısa.